BLOG0 yorum var - 15 Ocak 2008 04:19Bilgi uretimi ve paylasimi ile ilgili teknolojilerin bas dondurucu bir hizla ilerlemesi beraberinde "dezenfermasyon", "bilgi kirliligi" ve "bilgi bombardimani" gibi yeni kavram ve sorunlarla bizi basbasa birakiyor. Cagimizin onemi giderek artan bu yeni kavramlarini anlama ve sorunlariyla mucadelede, onemli bir yer kazanacagini dusundugum "bilgi bilinci" toplumumuza yerlesene kadar bu "kirli" bilgileri teker teker elemek de bu yolun onde gidenleri, yani bizlere duser. Iste size guncel bir "kirli" bilgi ornegi; "Merhaba Arkadaslar,Bu yil yapilacak genel secimlerde oy kullanma esnasinda TC Kimlik Numarasi baz alinacaktir. Muhtarliklarda 1 Mart 2007 tarihine kadar asili olan secmen listelerinde de TC Kimlik Numaralarinin yazili oldugu gorulmektedir (Muhtarliklarda secmen listesinde isminizin oldugunu mutlaka kontrol edin). Ancak, cok fazla aciklanmayan, hatta biraz da sumen alti edilmeye calisilanbir konu var. Nufus Kagitlarinda TC Kimlik Numaralari yazili olmayan secmenler secimlerde oy kullanamayacaklar !!! Elle yazilmis veya internetten cikti olarak alinmis TC Kimlik Numaralari oy verme esnasinda gecerli olmayacaktir. Ehliyet, pasaport gibi kimlik yerine gecen diger belegeler de oy verme islemlerinde kullanilamayacaklar.Maalesef siyasi partilerimiz bu konuda henuz herhangi bir calismaya baslamis degiller. Sadece AKP, kendi yandaslarini tek tek uyararak, Nufus Kagitlarini yeniletmelerini sagliyor. Basbakan RTE, bir konusma esnasinda secimlerde oy verme oraninin %50 - 60 seviyesinde kalacagini agzindan kacirdi.TC Kimlik numaralari nufus kagitlarinda basili olmayanlarin yapacaklari sey,muhtarliklarindan "Nufus Kagidi Degisim" kagidi alarak, aldiklari kagitlarla bagli olduklari ilcenin "Nufus Mudurlugu"ne gitmeleri. Nufus Kagidi degisiminde cok fazla sira beklenmiyor. Ulkenin gelecegine sahip cikin, oyunuzu mutlaka kullanin. "Bir oy neyi degistirecek" diye dusunmeyin. Evet, bir oy bir sey degistirmez ama sizin gibi dusunen 1000 kisinin oyu cok sey degistirir. Lutfen bu bilgiyi tanidiklarinizla, yakinlarinizla paylasin." Bu bilginin uretildigi kaynak mechul ancak o kadar etkili ki saniyorum su siralarda binlerce hatta muhtemelen milyonlarca posta kutusunu mesgul etmekte. Boylesine bir zehrin panzehiri, guvenilir ve yasal kaynaklar ve resmi aciklamalar, rustunu ispat etmis kurumlar olmalidir. Secim konusunun en yuksek makami, Yuksek Secim Kurulu'nun konuya dair aciklamasi. Yani iste size bir de panzehir ornegi: "Türkiye Cumhuriyeti Kimlik Numaralarının seçim iş ve işlemleri sırasında bildirilmesi, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 47 nci maddesi hükmü nedeniyle zorunludur. İlçe Seçim Kurulu Başkanlıklarına başvuran ilgililerin, Nüfus Müdürlüklerinden öğrendikleri Türkiye Cumhuriyeti Kimlik Numaralarını bildirmeleri gerekmektedir. Ancak, Türkiye Cumhuriyeti Kimlik Numaraları işlenmiş nüfus cüzdanı ibrazına gerek bulunmamaktadır." Bu ornekte de rahatlikla gorebiliriz ki, masum gorunumlu ilk iletinin ardinda birileri "dezenfermasyon" yoluyla sizin dusunce ve tercihlerinizi yonlendirmek istiyor, ayni zamanda da zaman ve enerjimizi caliyorlar. Dahasi bizler de bu kotu emellere iyi niyetimizle alet oluyoruz. Her ne kadar toplumumuzun egilimi, sorgulayan ve dogruluguna gercekten inandigi bilgiyi paylasan olma yonunde guclu bir irade gosterse de pratikte daha yapacak ve ogrenecek cok seyimiz var. Aklimizin dinc, bilgimizin tam ve temiz olmasi temennisiyle. MassBlue 0 yorum var - 15 Ocak 2008 04:16Haftalar oncesinde endise ve panigin hakim oldugu Liverpool Street istasyonundan ve insanlarin, agaclarin arasindan suzen isik huzmeleri gibi sokaklara, oradan da isyerlerine suzuldugu yogun bir sabahtan bahsediyoruz. Otobus duragina yaklasirken yoldaki iki gencten biri elime ufak bir brosur ilistirdi. Ilk bakisla birlikte, tum gece calismanin verdigi yorgunluk, yerini ince bir ofkeyle karisik dusuncelere birakti. Her kelimesini defalarca okuyup, ofkelendigim brosurde, 'acil felaket tüpü' diye bir ürünün tanitimi yapiliyordu. Icerisinde teror saldirilari gibi acil durumlarda kullanilmak üzere su, hava, isik gibi malzemeler oldugundan bahsediyordu. Sanki her gun saldiriya ugrayacakmisiz gibi. Tehlikeler gerceklesmeden once onlem almak elbette onemli ve yapilmasi gereken bir calisma. Ancak yanimizda felaket tupleriyle dolasmak su an icin kesin bir abarti. Bu tupleri hazirlayanlar insanlarin korkularindan rant edinmeye calisiyorlar. Ben bunun genelde batida gorulen is ahlakinin bir uzantisi oldugunu dusunuyorum. Insanlarin duygulari uzerinden keseyi doldurmak. Ticari bayramlar yaratmak gibi, korkulari da ticarete alet etmek. Yani hersey para. Yeni is alanlarini gormek, insanlarin ve toplumlarin iktisadi Bu olay beni duygular uzerine cesitli ve derin dusuncelere daldirdi. Baskalarinin istifadesine sunulan duygularin insanlari fakirlestirdiginden tutun da, belki de benzer korkulardan oturu Akif'in Istiklal Marsina 'Korkma' ile basladigina kadar dizi dizi simsekler cakti aklimin uyanik kalmis yaninda. Bir de siz dusunun; sevdiginize, sevginizi, duygunuzu sunmak icin cicek alirsiniz ve ayni vakit, bir cicek fiyati kadar fakirlesirsiniz. Her ne kadar bu hos bir fakirlesme olsa da. Yani anlayacaginiz, 2 Eylul sabahi bu ulkede gecen bir cok diger sabah gibi dusun dunyamda yogun gecti. Yasadigimiz ulke pek farkina varmasak da, aslinda bize uzerinde dusunebilecegimiz o kadar cok malzeme vermekte ki. Ancak dusunmek yetmiyor. Dusunduklerimizi paylasabilmek de bi o kadar onemli. Iste tam da bu sebepten dolayi bu yazi, bu grubun sayfasinda asiliyor. MassBlue 0 yorum var - 15 Ocak 2008 04:10Bir Gecelik Mutluluk Gunes usulca batarken gunun son sicaklarini gonderiyordu uzerlerine. Ahenkli dalgalar ve hafiften esen ruzgarin sesiydi, aksamin sessizligine tek muhalefet. Kizil maviliklere dalmisti her ikisininde gozleri. Betul, siyah, upuzun saclari arasinda adeta kaybolan basini Engin'in gogsune yaslamis, ruhunun her yanina isleyen mutluluk ani hic bitmesin istiyordu. Usulca bir saga, bir sola sallaniyordu kocaman tekneleri. Bir ara Engin'in gozu karsi tepedeki eve takildi. - "Sevgilim" dedi, o evi gostererek, "Donunce boyle bir ev alalim, tum deniz ayaklarimizin altinda olsun". -"Evet, zaten bunalmistim Londra'nin o bogucu kis havasindan, ne iyi ettik canim, ne iyi ettik de geldik buralara. Artik hep burda kalmak istiyorum. Cocugumuzu da burda buyutmek istiyorum" der gibi oldu Betul ve hemencecik sustu. 2.5 haftalik hamileydi ve bunu Engin'e guzel bir suprizle soylemek istiyordu. Ama is isten gecmisti. Aralarindaki Ilahi midir bilinmez, o guclu anlama ve anlasilmaydi bu sefer supriz yapan. Engin'in beyninde serotin uretimi coktan tetiklenmis, adrenalin had safhaya cikmisti. Yerinde duramiyordu. Tum dunyaya haykirasi geliyordu. "Heeeey milleeeet, duyuuun, baba oluyorum babaaaa" diye kukredi en sonunda. Dogacak cocuklariyla o anin disina uzayacak mutluluklari simdiden yola cikmis, Engin'in sesiyle urkulen teknedeki universite arkadaslarina kadar ulasmisti. Bir cirpida cikiverdiler kamaralardan. Biri rakiyi kapti "Kocum benim be, Allah anali-babali buyutsun, bunu kutlamaliyiz" dedi yeni rakiyi havaya kaldirarak. Hersey o kadar hizliydi ki, daha henuz dogmamis bebek kendi dilini coktan ogretmisti bu koca cocuklara. Herkes birbiriyle bebekce konusuyor, birbirine agu bugu, kene kene bingil bangul deyip, gulumsuyordu. Cok mutluydular. Teknenin bir yanindaki mangal coktaaan yanmis, biralar, rakilar ne varsa iste hepsi acilmis, baliklarin kokusu kedileri kiskandirmasina tum sahile yayilmisti. Bir yandan muhabbet koyulasiyor, bir yandan salatalar yapiliyor, biri Rum radyosundan calan "Drim dim diri di dim" sesiyle icindeki mutlulugu disa vuruyor, oyunlar oynuyor, digeri "hele sen evladini ilk defa kollarinin arasina aldiginda hissedeceklerini dusun" diye heyecanina heyecan katiyordu Engin'in. Bu simsicak ve olabildigince heyecanli dost muhabbeti gecenin ilerleyen saatlerine kadar surdu. Nelerden bahsetmediler ki, hayatin her demini didik didik ettiler. Universite anilarinin belki de 188. kez anlatilisina aldiris etmeden o yillara geri donduler. Muhabbetin kralini yaptiklari bu gecede kimi yaptigi asistle arkadasinin nasil gol attigindan ovundu, kimi tuvalette lemanyak okumaktan sinava nasil gec kaldigini anlatti, kimisi "Yurtta Sulh, Cihanda Sulh"la girdi, Irak'i irdeleyip, Amerika ve Ingiliz nefretiyle cikti. Gercekten cok mutluydular. Birlikte tatile cikmanin tadina variyorlardi hafif sarhos kafalarla. "Hocam, su memlekete bak, havasi baska, suyu baska, burda mutlu olmak bile bambaska, biz sadece karsi serittekilerin trafige takilip kalmalarini seyretmek ya da buz gibi havada markete cikmadan once son anda buldugumuz ekmek arasi peynir mutluluguyla bosuna avunmusuz, mutlulugun hasi memleketteymis meger" diye atildi Celil yillarin ozleminden sonra kavusmanin yeme de yaninda yat hazziyla. Pesinden aklina yildirim gibi dusen bir dortluk patlatti; "Arayan gozlerle hic bakma etrafina, Mutluluk pesinden kosarak yakalanmaz, Ya kapatiriz kapiyi aniden, Ya gideriz sercenin pesinden" Celil'in siiriyle ortama romantik ve duygusal bir hava hakim olmaya baslamisti. Tam da o sirada Necla'yla Omur gozgoze geldiler. Necla hafifce gulumserken Omur artik affedildigini biliyor, gunlerdir sigara dumaniyla bunalttigi cigerlerine derin bir ic cekimiyle huzur dolduruyordu. Bu onun icin tarif edilemez muthis bir duyguydu. Yerinden usulca kalkip Necla'nin yanina sokuluverdi ve yanagina bir buse kondurdu. "En cok, en cok, ama en cok da bunu ozlemistim" dedi Necla. O gece yildizlarda farkli bir danstaydilar sanki. Gokyuzu, seyrine dalanlarin ruhunu halden hale sokuyor, sagnak yagan yagmur misali mutluluk yagdiriyordu uzerlerine adeta. Hersey oylesine guzeldi ki. Yildizlarin buyusune en cok da Feyza kapilmisti. Teknenin bir ucunda hem yildizlari izliyor, hem de sicacik Mehmet Efendi kahvesini yudumluyordu huzurla ve asil Mehmet efendinin az oteden kendini hayran gozlerle izledigini bilmeden. Feyza gercekten de hayran kalinacak kadar guzel ve alimliydi ama Mehmet'in onda buldugu sey guzelligin cok cok otesindeydi. Zira Mehmet de oldukca yakisikli ve cekici bir delikanliydi. Thames'in kenarindaki isyerinde beraber calisiyorlardi. Hatta cok iyi anlasiyorlar, birlikte film seyretmeye gidiyorlar, sevdikleri kitaplari birbirleriyle paylasiyorlar, birbirlerine en guzel iltifatlari ediyorlardi. Fakat yine de eksik olan bir seyler vardi. Mesela hic elele tutusmamislardi, hic ruhlarinin derinliklerine islemis hayallerinden bahsetmemis, hic birlikte hayal kurmamislardi. Ve bu gece bu atalet kirilmaliydi. Mehmet kendinden emin adimlarla Feyza'ya dogru yurudu. Mehmet'in her adiminda Feyza'nin yuregi daha bir hizla carpiyor, ayaklari titreyerek yerden yavas yavas kesiliyor, ruhu buyusune kapildigi yildizlara dogru usulca ucmaya basliyordu. "Merhaba Hanimefendi" diye soze basladi Mehmet. Zaman zaman birbirlerine bu samimi ama saygili tarzla hitab ederler, bu kucuk oyundan buyuk bir keyif alirlardi. -"Yildizlarin altinda gonlunuzu Mehmet Efendi kahvesiyle sarhos edemezsiniz efendim" dedi nazik bir tonla. -"Uyarmakta geciktiniz efendim, Mehmet efendi gonlumuzu coktaan sarhos etti bile " deyiverdi gozlerinin icine bakarak ve birazda utanarak Feyza. Mehmet hic birsey soylemeden yanina oturdu. Ellerini s|ms|k| tutarak, gozlerinin icine bakmaya basladi. Mehmet'in gozleri sanki Feyza'nin ruhuna huzur ufluyordu. "Canim, canim, canim, askim, bir tanem" diye bir taraftan itirafa baslamis, bir yandanda hasretle kucakliyordu Feyza'yi Mehmet. "Biliyor musun? Sen bizim ofise gelmeden once tek gayem, tek mutlulugum isimde yukselmek ve Thames'i seyretmekti, hani orda buyuk bir balkon var ya, oraya cikar, ya ben ne zaman bu sirkete mudur olacagim diye dusunur dururdum" dedi Mehmet. Muzip bir gulumseme aldi Feyza'nin yuzunu. "Bak bak baaak,eee sonra ne oldu bakiim? Anlat anlat gelsin itiraflar" dedi. "E sonra ne olacak, sen geldin basima, errmm yani bizim ofise, sonra ben sana asik oldum, askimdan eridim, bittim." "Onun icin mi her yaptigim ise bu guzel oldu diyordun, hem valla hic erimise benzemiyorsuun" "Heey sen bana sisko mu demek istiyorsun bakiim? "Eh bilmem artik" dedi Feyza hic olmadigi kadar buyuk bir mutlulukla. Teknenin obur ucundan Betul sesleniverdi. "Heeey cocuklaar, bu tarafa gelin hadii toplu resim cektirecegiz" "Ya tam da zamaniydi" diye boburlenerek ayaga kalktilar ve elele teknenin diger yanina dogru yuruduler. Icerdekiler radyoyu Turkceye cevirmisler, hos bir tesaduf, "Benim gonlum sarhoooostur yildizlarin altiindaa"yi dinliyor, "Sevismek ah ne hostur, yildizlarin altinda" diye eslik ediyorlardi. Celil bir yandan fotograf makinesinin ayaklarini kuruyor, diger yandan cikolatalardan birer ikiser tikiniyor "Abi bu cikolatalar manyak ya" deyip etrafi da gaza getirmeye calisiyordu. Ama fotograf makinesinin ayaklari bir turlu sabitlesmiyor, iki de bir dusup duruyordu. Celil'in imdadina Esra yetisti. Ayaklari sabitlestirdi. Celil'e de "cikolata yiyecegine isine konstantre olsana sen, gobek de buyumus, Allah kolaylik versin" dedi. "Valla ben uzerime duseni elimden geldigince yaptigima inaniyorum ama ne yaparsin ki kadin eli dokunmayinca her is gibi yarim kaliyor" diye cevap verdi Celil. En sonunda flas patladi ve bu muhtesem gecenin resmi cekilebilmisti. Gerci herkes ya raki ya da ask sarhoslugundan oldukca komik cikmisti resimde ama asl olan duygularin ve o mutlulugun resmiydi. Sabahina dogru herkesin, teknenin bir kosesinde kivrildigi gece, aslinda gonullere kazilan muhtesem bir mutlugugun resmiydi. MassBlue 0 yorum var - 15 Ocak 2008 04:08Basi dik, bakislari sert ve adimlari kararli cikti kursuye. Tok, gur ve akici bir uslupla aldi sozu eline, konusan artik o degildi ya da o artik bambaska biriydi. "Turk milleti her daim her ogesiyle bir butundur. Bu butunun yureginde ne varsa yazarinin kalemi de onu yazar. Tum insanlari hicbir maddesel ayrim gozetmeksizin cok seviyorum. Ancak takdir edersiniz ki benim sevdiklerimi sevenleri daha da cok sevmeye de hakkim var. Yazanin yapana sadik kaldigi tarih defterleri bizler, yani Turkler icin cilginligi ve adaleti sever der. Ben de cilginligi ve adaleti seviyorum. Hem de oylesine seviyorum ki dunyada belki de milyonlarin hayalini susleyecek, cok az kisinin alabilecegi, asil ve tertemiz nobel odulune cok da iyi bilmedigim bir konuda agzimdan cimbizla alinmis uc bes kelimeden sonra olusan buruklugu yansitmayacak, o odulun sayginligina bir kac kisinin zihninde dahi olsa golge dusmesine musaade etmeyecek, yani beni bir sayfa dahi okumadan hakkimda sayfa sayfa hakaretler yazanlara ders misali bir agir tokat atacak kadar cok, cilginligi ve adaleti seviyorum. Yani beni sevenleri ben de cok seviyorum. Bu odulu hak ediyorum ama kabul edemiyorum." Stockholm konser merkezinin bu eski odasinda buz tutmus yuzler donakalmis ifadelerle birbirine bakarken Orhan Pamuk, artik bir yandan yazar olmayi tam tamina basarmis adamin hakli ve simarik huzuru ve bir yandan da "kismet sanaymis" cumlesinin kendine yukledigi gercek bir "halk kahramani" olmanin ezici gururuyla, geldigi gibi basi dik, bakislari sert ve adimlari kararli bir sekilde coktan cikmisti disari... ...diyebilmeyi cok isterdim lakin tarih yazarken "yazan yapana sadik kalmali"! MassBlue 0 yorum var - 13 Ocak 2008 20:28Kim takar senin saclarin kizilmis da parmaklarina kocaman yuzukler takmissin. Kim takar senin pantalonundaki utu izini, eteginin uzun boyunu. Basina taktigin ya da takmadigin mi onemli. Yoksa basinin icindekiler mi? Ya yuregine sakladiklarin? Ne kadar ayri kalmisiz. 0 yorum var - 07 Ocak 2008 12:34Mart 2007 - Polis kovalamaca Taksim'de bir fıçı bira içilir, Sarıyer sahilinde sabaha karşı arabayla gezmeye gidilir, polis durdurur, raconu bilmediğimizden 50YTL rüşvet verilir, sonra yola yarım saat devam edilir. Rüşvet vermiş olmanın vicdan azabıyla önce arkadaşla helalleşilir ve polislerin yanına geri dönülür. Para geri istenir, bin zahmet geri alınır ama oluşan samimiyete binaen kahvaltı ismarlamak için polisler takip edilir, bir süre sonra polis hızlanır ve sirenleri de yakıp kaçmaya başlar, biz de belamızı aradığımızdan olacak İstanbul'un ortasında bir saat polis kovalarız. Tabii onlar giderler, biz de parayı çerçeveletip odamıza asar altında da 'Polisten geri alınan rüşvet parasıdır' diye yazarız. 36 yorum var - 07 Ocak 2008 11:48SOSYOMAT'IN TiRAMiSU KADAR TATLI, DEVRIMCI GiBi CESARETLi VE iSMi KADAR KENDiNE OZGU YUZU...SEVDATREMiSU "BiR BASKA DUNYA MUMKUN" MassBlue: Sevdatremisu hanim oncelikle raportaj istegimi kabul ettiginiz icin tesekkur ederim. Bu raportaj sosyomat icin de bildigim kadariyla bir ilk olacak. Oncelikle merak ettigimiz sosyomatin sizin hayatinizdaki anlami, sizin icin ne ifade ediyor? sevdatremisu: Aslinda basinda bu kadar uzun kalmayi düsünmedigim bir yerdi. Birkaç isim vardi burada yapacak ama sonra kaderin cilvesi beni burada kalici yapti. Benim için kah dalga geçip rahatladigim, kah kafamdaki mevzulari paylasabildigim bir yer burasi. Zaman zaman çok ciddiye aldigim, zaman zaman güldügüm bir yer. Hepsinin de ötesinde bir Türkiye gençligi panoramasi var önümüzde. MassBlue: Profiliniz va ahkamlarinizdan gorebildigimiz kadariyla genclik meseleleri dahil bir cok sosyal konuya egiliyorsunuz. Bu konular sadece sosyomatta mi kaliyor peki? sevdatremisu: Gündelik hayatimin içerisinde nelerle karsilasiyorsam, neler hissediyorsam onlari yaziyorum. Ornegin kendini sosyalist olarak tanimlayan birisi olarak tüm dünyadaki olumsuzluklari, hak arama mücadelelerini,insan haklari meselelerini bile yazilarima (ahkamlarima) konu edebiliyorum. Bunun disinda çok güncel, magazin degeri yüksek konular, popüler kültürün içindeki türlü ayrinti, yazilacak yeterli done veriyor zaten bizlere. Ancak biliyorsunuz ki tüm sanal alemin baslica konusu cinsellik de (aslinda yasamayi arzuladigimiz ama bir türlü yasayamadigimiz cinsellik), kitleleri pesinden sürükleyen futbol da yazilarimin omurgasini olusturabiliyor bazen. Hayata dair aklimin erdigi herseyi yaziyorum kisaca.. MassBlue: peki yazi/ahkamlarinizda kendinizi sansurlediginiz oluyor mu? sevdatremisu: Oluyor. Baslarda sosyomatin bir karantina uygulamasi vardi. Bu benim zor alistigim ama sonradan kendiliginden de sahiplendigim birsey oldu. Cok zorda kalmadikça (yani benim kisisel haklarim asagilik bir biçimde çignenmedikçe, evrensel degerler ayaklar altina alinmadikça) ne kimsenin kisilik haklarina saldiririm, ne de küfrederim. Ancak bunu bekleyen ve bundan çok memnun olacak insanlari görmek de bir hayli garip dogrusu. Bu arada sansürün bir diger boyutu da su: baslarda kendimle ilgili çok açik bilgiler verebiliyordum, giderek bunun beni sikintiya düsürecegine inanarak çesitli kisitlamalar yaptigim dogrudur "HALKI iLE KAVGALI BiR DEVRiMCi ANLAYIS DUSUNULEMEZ" MassBlue: Burdan sizinle ilgili daha net bilgiler edinmek isteyenlerin eski ahkamlarinizi arastirmasi gerektigi gibi bir sonuc cikiyor ve biz de zaten oyle yaptik, yazilarinizda genelde sol cizgiye sahipsiniz ve ulkemizde sol, cogunlukla inanc zayifligi ile iliskilendirilir, en azindan hatri sayilir miktarda vatandasimizin nazarinda ancak sizin ahkamlarinizdan birinde "Yuce Rabbim" ifadesine rastladik bu "beklenmeyen" ahkam hakkinda neler soyleyebilirsiniz? sevdatremisu: Bu tip ifadelerin günlük konusmamiza sirayet etmesi kaçinilmaz. En kabadayi atesitin bile zaman zaman "Allah korusun" türünden söyleyisleri olabilir. Dini bir inancin yansimasi olarak göremeyiz bence bu tür seyleri. Tersini de çok görmek mümkündür ama kullanilmayan seyleri farketmemiz de mümkün degil tabii ki. Bunlar sizin sorunuza genel cevaplar niteligini tasiyor, sayet inanç ile ilgili sahsimin tutumunu ögrenmek isterseniz kisaca sunlari söyleyebilirim. Din kavramina bir bakisim var ama bunu gündelik yasamda kimseyle paylasmam. Dini motifler içeren, dindarmisim sonucunu çikaracak tutumlardan özellikle kaçinirim. Ayni sekilde dinsizmisim gibi algilanmamak için de dinlere karsi bir karsi durus sergilemem. Dine iliskin görüslerimi sakli tutmayi yeglerim. Neticede herkesin kafasinda bir din ve dindar sablonu var, benim de herkesi kendime kendi inanç yada inançsizligimi teker teker anlatacak sansim yok maalesef. Yanlis anlasilmak, birileri tarafindan yanlis taninmak en çok korktugum sey. Hele konu din olunca durum daha da hassaslasiyor. Hayatimda belki de hiçbir konuda olmadigim kadar politigimdir bu konuda. Ser veririm sir vermem. Solun yillar yili dinsiz sayilmasi da bir tesadüf degildir. Sol görüse mensup insanlarin tarihsel materyalizm ile olan iliskileri, çogunun (bilebildigimiz çogunun, neticede inanç kavrami içsel bir olgu) ateist olmasi/gözükmesi sonucunu dogurmustur. Siniflar mücadelesi içinde dini duygulari sömürerek kapitalizmin bekçiligini yapan kurumlarla mücadeleyi de kapsar ancak gerçek sosyalistler, devrimciler beraber yasadiklari halkin birçok seyine oldugu gibi dinine de saygilidir, halki ile kavgali bir devrimci anlayis düsünülemez. Dünya tarihini açip incelediginizde dünyanin birçok yerinde bir dini inanca sahip sosyalistle karsilasabilirsiniz. Bir devrimcinin niteligi onun dini inanci ile degil, yasadigi zaman diliminde, yasadigi cografyada yasama yaptigi katkiyla ölçülür.. MassBlue: Gerek burada soylediklerinizi gerekse yazilarinizda savunduklarinizi goz onunde bulunduracak olursak, alisilmis sol terminolojiyi kullanmanizinla beraber sol yaklasimlarin bir adim otesine gider gibi bir durusunuz var, fikirlerinizi bu baglamda fikir dunyasinin neresinde goruyorsunuz? ayrica fikir dunyanizin sinirlari nelerdir? diye sorarak yazilarinizla ilgili kismi bitirmek ve biraz da ozel yasaminiza dokunmak istiyorum. "SOLUN UZUN SUREDIR TACA ATILMIS HALiNDEN KURTULMASI GEREKiYOR" sevdatremisu: Oyle "solda çigir açacak ezber bozacak yeni düsüncelerim var" seklinde bir düsüncem yok. Aslinda sol siyaset adina tüm söylediklerim geçmisin topyekün bir harmani. Bu harman hem bu cografyada hem de dünyanin binlerce kilometre ötesinde sekillendi. Sadece yeni dünya düzeninin bizlere dayattigi 2 adet sol çizgi var. Birincisinde diyor ki: solcu ol ama öyle solcu ol ki, yasamla bagi olmayan ne kadar sorun varsa onunla ugras, bos tartismalarla vakit geçir, yasamda hiçbir geçerliligi kalmamis; aptal saptal kuramlarla yeterince karisik olan kafani daha da karistir, yükselen milliyetçi ve gerici dalga karsisinda sen de ulusalci (hatta olabiliyorsa milliyetçi) ol, silahlanabiliyorsan silahlan ama toplumda hiç kapanmayacak yaralar açan, etnik dini, siyasal uçurumlar yaratan bol ölümlü katliamlar yap v.s v.s. Ikincisi daha sirin ve daha tehlikesiz: demokratik(!) kitle örgütlerinde çagdas yasamin gerekleri için ugras, balolar tertiple, eskiye dair ne varsa küçümse, herseyin degismesi gerektigi dogal olarak sosyalizm idealinin de bu degisime ayak uydurmasinin sart oldugunu söyle, su ol, sabun ol hatta sabun köpügü ol ve en önemlisi yasalligin disina tasma. Iste gerçek devrimcilik bu noktada önem kazaniyor. Bir an önce hayatin içine katilmamiz sart gözüküyor, üstelik dünyanin (ve tabii ki güzel ülkemizin) hiçbir dönem olmadigi kadar (buna 80 öncesinin o çok politik ortami da dahildir) sol politikalar üretmeye uygun oldugu bugünlerde solun uzun süredir taca atilmis halinden kurtulmasi gerekiyor. Dünyanin sola herzamankinden daha çok ihtiyaci var. Ama sol önce kendisiyle, sonra yasadigi cografyadaki halkla biran önce barismali. Eski aliskanliklarini, pratik çözümlerini, toplumla olan siki baglarini tekrar olusturmali. Ve en önemlisi kendisini sol adi altindaki türlü saklabanliktan (sol görünümlü milliyetçilik, sol soslu ulusalcilik, neoliberal solumsuluk, silahi mevlüt sekeri gibi oraya buraya savuran sekter solizm, kariyerist bürokratik solüsyon v.s v.s.) kendisini kesin çizgilerle ayirmali. MassBlue: Hayata baktigin pencerelerden bahsettik, simdi de istersen belki de fikir dunyanin aynasi yasantindan bahsedelim. Gun icerisinde en cok nelere zaman ayirmaktasin? sevdatremisu: Yogun bir is yasamim var aslinda. Ama bu herkesin anladigi anlamda bir yogunluk degil. Yani bazen 3-4 saat birsey yapmadigimiz da, günlerce (evde bile) isle bogustugumuz anlar da oluyor. Islerim yogunken baska hiçbirseyle ugrasamiyorum. Gevseme anlarimda ise (istisnai durumlari saymazsak sadece is saatlerim içerisinde) bilgisayar basinda oluyorum. Oncelikle gün içerisinde tüm dünyada neler olmus onlara bakiyorum. Uyesi oldugum birkaç network'a gözatiyorum bilgilenmek adina. Ve tabii ki sosyomat. Yaklasik 6 aydan fazladir sosyomat sitesi bilgisayar kullanimimin %70'ini kapsiyor. Bunun disinda hayatimin çok önemli bir kismi da müzik (her ne kadar bu aralar kitap okumayi bosladigim gibi onu da boslasam da). Last fm'de tanistigim ilginç birkaç arkadasin sayesinde yeni ve enterasan müziklerle karsilasiyorum, kendi heybemden birseyleri yolluyorum onlara. Is çikisi dostlarimla birlikteyim ya disarida yada evde. Televizyonda israrla takip ettigim seyler yoksa karsisina asla geçmiyorum. Ama özellikle evdeysem saat 23:00'de muhakkak ntv'de Banu Güven'i kaçirmam. MassBlue: Peki ne isle mesgulsun, calistigin yerde kac kisi var ve biraz da is atmosferinden bahseder misin? "BiR ASTROLOJi FiRMASININ YILDIZLAR DEPARTMANINDA GOZLEMCi OLARAK CALISMAKTAYIM" sevdatremisu: Uzun süre meslegimi soranlara (galiba arasira yine yapiyorum) "bir astroloji firmasinin yildizlar departmaninda gözlemci olarak çalismaktayim" diyordum. Sevda ciddi ve büyük bir firmanin Mecidiyeköydeki kiytirik reklam ve pazarlama bölümünde çalisiyor. Yaklasik 70 ila 100 kisi çalisiyoruz ama benim kontak kurabildigim, gözönünde olan yaklasik 15 kisi. Isim zevkli bir is, üstelik patron baskisi denen seyi hiç hissetmemek benim gibi baskidan nefret eden birisi için bulunmaz bir nimet. Aman aman bir para kazanmiyorum ama hayatimi rahatlikla idame ettirdigimi söyleyebilirim. Kisacasi huzurlu bir is yasamim var. MassBlue: Reklam "yaraticilik" isteyen bir alan, sende de zaten bunun emareleri oldukca fazla. Bu "yaraticilik"tan bizler de yararlanmak istesek, mesela senden kisa bir dogaclama hikaye yazmani istesek? sevdatremisu: Bence sevdatremisunun sosyomatta çizdigi portre ve anlattigi onca olay bir hikayeden çok romana konu olabilir. MassBlue: Bu nasil bir roman olur, hangi kategoride ya da bu romana kosesinde usta bir kalem nasil bir yorum getirir? "ERKEKLERiN EGEMEN OLDUGU BiR DUNYADA OYUNU KURALINA GORE OYNAYAN BiRiSiYiM" sevdatremisu: Tabii bir usta kalemin yerine kendimi koymak pek mümkün degil ama geçen birisi, yari saka yari ciddi hakkimda söyle bir yorum getirmisti: "sevdatramisu siradan bir erkegin zekasina ulasabildigi için olaganüstü görünen bir hatundur... abartmamali"..farkinsaysaniz bu satirlari yazan er kisi bile bilinçaltindaki tüm kadin düsmanligina ragmen olaganüstü göründügümü kabul etmek zorunda kalmis ne yazik ki. :)) saka bir yana erkeklerin egemen oldugu, sinirlarini çizdigi bir dünyada oyunu kuralina göre oynayan birisiyim. Onlarin terminolojisiyle ve onlarin hassasiyetleriyle bir kadin olarak daha somut kurgular olusturuyorum. Bunun dogal sonucu olarak da nefret edenler ve sevenler çogaliyor karsimda. Bu arada hakkimda çok haksiz elestiriler de yapilmiyor degil ancak konumuz tam da bu mecradayken açiklamak farz oldu: farkindaysaniz sevda ortalama bir güzellige sahip sosyomattaki bir çok resme oranla. Erkek olup kadin resmi kullanan yüzlerce kisiden bir farkim oldugunu anlamamak için çok saf olmak gerekir yada aptal. Yani o birilerinin dillendirdigi "bizim de gögüs çatalimiz olsa biz de tutulurduk" yorumu külliyen yalan. Bilgisizligi ve cehaleti perdelemeyi amaçlayan bir tür savunma mekanizmasi. MassBlue: peki sevdanin en'leri nelerdir, en sevdigi slogan, en sevdigi yer, en kotu huyu, en sevdigi kisi, en buyuk hayali bu listeyi cogaltmak kolay... listeyi cogaltarak gidecek olursak en'lerin? sevdatremisu: en sevdigim slogan: baska bir dünya mümkün MassBlue: Bize biraz da ailenden de bahseder misin? sevdatremisu: Babam Ömer bey, annem Agbilek, agabeyim Soner ve ben. Otoriter ama bir o kadar duygusal bir baba, çocuklarini idare ederken hep arada kalan ve bu yüzden babamin simseklerini üzerinde toplayan, dünyanin en iyi yemek yapan, en fedakar annesi, beni çildirtacak derecede kafasi çalisan, çok konusan bir agabey ve bendeniz ailemizin gülü. Artik agabeyim de ben de ayri evlerde yasiyor olsak da, tatillerimizin büyük kismini ailemize ayiririz. Haftasonu muhakkak biraraya gelmeye çalisiriz. Aile önemli bir kavram benim için. Yasamimi biçimlendiren bir sürü yapitasi oradan çikti diyebilirim. MassBlue: Aile baglarin oldukca kuvvetli gorunuyor, bu senin icin bir mutluluk kaynagi olmali. Hayatina mutluluk katan veya o mutluluga zarar veren diger seyler nelerdir, ozellikle de ufak seyler? "MUTLU OLMAK BiR NEVi ZORUNLULUK... MUTSUZ VE UMUTSUZ OLMA LUKSUMUZ YOK" sevdatremisu: Siradan insanlarin siradan mutluluklari bile beni mutlu kilmaya yetiyor. Mutlu olmak için aslinda çok da fazla seye ihtiyaç duymuyorum, mutlu olmak bir nevi zorunluluk benim için. Ancak sözkonusu dedikodu, çekememezlik, aptallik ve anlayissizlik oldugunda keyfim kaçiyor, mutsuz oluyorum. Genel bir mutluluktan bahsedersek bugün yasadigimiz cografyada mutsuz olmak için çokça gerekçe bulabilir insan kendine. Yine de bizim mutsuz ve umutsuz olma lüksümüz yok. MassBlue: Sence genel olarak sosyomat uyeleri mutlu ve umutlu mu? sevdatremisu: Bakin hep bir hataya düsüyoruz. Sosyomatçilari bu ülkenin genel yapisindan farkli göremeyiz ki. Lisede üniversitede okuyan arkadaslar ne kadar mutlu ve umutluysa, yeni is hayatina atilmis 80 kusagi neler hissediyorsa sosyomatçilardan farkli degiller. Sadece sanal ortamin bizlerin gözüne indirdigi bir perde var, bu perde üzgün, mutsuz, asosyal, maddi sikintilar çeken, basarisiz yüzlerce arkadasin aslinda ne kadar umutsuz oldugunu gizliyor. Süper dizayn edilmis kusursuz profiller buram buram kompleks kokuyorsa, en kiytirik etikette bile bir tahammülsüzlük, bir anlayissizlik seziliyorsa genel anlamda ne umuttan ne de mutluluktan bahsedebiliriz. Sosyomatta söyle biraz vakti olan birisi profillere ve profillerin sahiplerinin yazdiklarina baktiginda 80 sonrasi kusagin hal-i pür melalini kolayca anlayabilir. Aramizdaki gerçekten mutlu insanlar zaten hemen farkediliyor, ben mutsuzum dedigi anda bile bizim gerçek mutsuzluklarimiz yaninda garnitür gibi kaliyor. Yine altini çizmem gerekirse mutlu ve umutlu olmak bir devrimci için zorunluluk. Yeni bir dünya kuracak, toplumu dönüstürecek insanlarin olmazsa olmazi bu. MassBlue: Ropartajimizn sonuna dogru yaklasirken atisi serbest birakmak istiyorum, bu raportaji okuyanlara "serbest kursu"muzden neler soylemek istersin? "ANLAMSIZ BiR HAYAT YERiNE SEKiLSiZ BiR ANLAMI TERCiH ETMEK DAHA MANTIKLI" sevdatremisu: Bir arkadasim geçen çok hos bir degerlendirme yapmis benim hakkimda. Aslinda olmak istedigim, bunun için çabaladigim düsünülürse bir yerde kendimi basarili sayacagim. Arkadasimin yorumu aynen söyle:"ben seni sadece sevdatremisu olarak düsünücem bundan sonra. Bir marka gibisin artik gözümde. Dinin, dilin, irkin ve cinsiyetin yok". (buradaki marka,biz reklamcilarin kullandigi marka olmak anlamini tasimiyor, sadece bir isaret, iz, imge, sifat diyebiliriz) basindan beri hep ayni seyi söyledim; önemli olan yüz göz kas en boy degil. Bunlar zaten hayatini içerisinde kaybolan seyler ama yazilanlar ve düsünceler böyle degil. Bu tavirlar bütünü, bir anlam içeriyor ve disi güzel anlamsiz bir hayat yerine sekilsiz bir anlami tercih etmek daha mantikli geliyor bana. MassBlue: Veee son sorumuz. Raportajimizda da gordugumuz gibi bu "marka"nin bir adi, bir anlami, bir durusu var: sevdatremisu... peki sevdatremisu bir nick olarak nasil olustu manasi ne? sevdatremisu: Orada küçük bir hile var, bu vesileyle onu da anlatmis olayim: malumunuz tiramisu diye bir tatli var, hem annemin ve benim çok iyi yaptigimiz hem de tiremisu, tramisu gibi farkli söylenisleri de olan bir tatli bu. Burada çarpik ayrintilarin zihinde yapacagi iz düsünülerek, günlük yasamda en az kullanilan ve tiramisu'nun en yanlis, en çarpik söylenisi olan tremisu kullanildi. Yüzlerce insan merhabanin ardindan bunu muhakkak sordular bana mesajlarinda. Bir nevi kötü reklam yaptim nickim üzerinden. MassBlue: sevdatremisu'nun hayatina kendine kelimeleriyle ufak bir pencere açmaya çalistik ve karsimiza belki de sandigimizin da otesinde, "tiramisu" kadar tatli, "devrimci" kadar cesur, ismi kadar kendine ozgu, ve en onemlisi de dolu dolu, mutlu ve umutlu bir genc arkadasimiz cikti... Sorularimiz belki ordan burdandi biraz, ancak biz biliyorduk ki sevdatremisu'nun hayatinda her parca buyuk resmin bir ozeti gibidir. Kendisine bizi kirmayip sorularimizi cevapladigi icin cok tesekkur ediyor, hayat yolunda daim basarilar ve kesintisiz mutluluklar diliyoruz. Biliyoruz sadece kendi degil, diger insanlarin mutlulugunda da izi olacak.... |